S.S.S.

Soru-1 : Meyve suyu nedir, tanımlar mısınız? Hangi içeceklere meyve suyu diyoruz?

Cevap-1 :

Halk arasında meyve suyu ve benzeri içeceklerin tümü ‘meyve suyu’ olarak adlandırılır. Ancak söz konusu içecekler, meyve oranına göre farklı kategorilere ayrılır. Türk Gıda Kodeksi'ne uygun olarak 4 kategori tanımlanmıştır. Bunlar sırasıyla aşağıdaki gibidir:

·  Meyve suyu (% 100 oranında meyve)

·  Meyve nektarı (%25 - %99)

·  Meyveli içecek (%10 - %24)

·  Aromalı içecek (%10’dan az)

Yukarıda da bahsedildiği gibi, çok uzun yıllar meyve suyu içeriği dikkate alınmadığı için, her türlü meyveli içecek ‘meyve suyu’ olarak adlandırılmıştır. Şu anda yasa ile tariflenmiş olmasına rağmen, tüketicinin zihninde ‘meyve suyu’ ile nektar, meyveli içecek ve aromalı içecek kavramları birbirine karışabilmektedir. Bu karışıklığı bertaraf etmek ve tüketiciyi en doğru şekilde bilgilendirmek amacıyla meyve suyu üreticileri etiketlerinde ‘meyve suyu’ yerine ‘%100 meyve suyu’ yazmayı tercih etmişlerdir.

Soru-2 : ‘Konsantreden olan’ ve ‘konsantreden olmayan’ ne demek?

Cevap-2 :

Meyve suyu, nektar, meyveli içecek veya aromalı içeceklerden herhangi birini üretirken kullanılan meyve suyu için iki yol bulunmaktadır:

·  Birincisi ve en yaygın olanı; kısa anlatımı ile, ‘sıkılmış’, ‘pastörize edilmiş’ ve içindeki saf suyunun büyük kısmı buharlaştırılarak ‘konsantre edilmiş’ MEYVE SUYU KONSANTRESİ kullanmak.

·  İkincisi ise ‘sıkılmış’ ve ‘pastörize edilmiş’ MEYVE SUYU kullanmaktır.

Bu ürünler arasındaki fark, etiketlerde “Konsantreden üretilmiştir” veya “Konsantreden üretilmemiştir” ibareleri ile belirtilir.

Soru-3 : % 100 meyve suyu etiketi üzerindeki içerik bilgilerinde, ‘su’ eklendiği belirtiliyor. O zaman neden %100 olarak adlandırılıyor?

Cevap-3 :

Meyvelerin üretim ve hasat zamanları birbirinden farklıdır ve bu sebeple, her mevsim bütün meyveler hazırda bulunmaz. Gerek lezzet açısından gerekse içerdiği vitamin, mineral gibi yararlı maddelerin oluşması açısından meyvelerin, doğal mevsiminde olgunlaşması çok önemlidir. Olgunlaşmasını tamamlamış meyveler sıkılarak elde edilen ‘meyve suyu’; meyve şekeri, vitamin, aroma ve çeşitli minerallerden oluşan ‘meyve özü’ ve sudan oluşmaktadır. Meyve suyu içindeki su (H2O) oranı genel olarak %75 ila %90 seviyelerindedir. Elde edilen bu meyve suyunun bozulmadan saklanması hem çok pahalıdır hem de risklidir. Bu sebeple içinde yüksek oranda bulunan suyun büyük kısmı buharlaştırılarak, ‘meyve suyu konsantresi’ haline getirilir. Bu işlem, vakum altında ve düşük ısıda gerçekleştirilerek, meyve suyunun ‘öz’ü çok yüksek oranda korunmuş olmaktadır.

Elde edilen konsantre gerektikçe meyve suyu üretiminde kullanılmaktadır. İşte bu kullanım sırasında, konsantreye sadece daha önce buharlaştırılmış suya eşit miktarda su ilave edilir. Böylece ilgili meyve suyu, konsantre edilmeden önceki haline dönüşmüş olur. İlave edilen su, özellikle duyusal, mikrobiyolojik ve kimyasal bakımdan uygun özelliklerde ve ‘İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmeliğe’ uygun niteliktedir. Etikette üzerinde ‘su ilavesi’ ibaresi işte bu nedenle belirtilir.

Soru-4 : Meyve suyu paketlendikten sonra raf ömrü ne kadardır? Meyve suyu çeşitleri arasında farklılık gösterir mi?

Cevap-4 :

‘Meyve suyu’, ‘nektar’, ‘meyveli içecek’ ve ‘aromalı içecek’lerden oluşan tüm içeceklerin raf ömrünü belirleyen tek etken, üretim sürecinde, dolumdan önce uygulanan PASTÖRİZASYON ve/veya STERİLİZASYON işlemine bağlıdır. Bu, bir ısıl işlemdir. Uygulanan ısı derecesinin yüksekliği ve bu ısı derecesine maruz kalma süresine bağlı olarak içeceğin ‘raf ömrü’ kısa veya uzun olur. Raf ömrü çok büyük oranda bu ısıl işleme bağlı olduğu için, hangi meyve çeşidi olursa olsun, eğer aynı işlem uygulanmış ise raf ömürleri de aynı olur.

Soru-5 : Meyve suları nasıl muhafaza edilir?

Cevap-5 :

Meyve suyu, nektar ve diğerleri, etiketinde yazılı son kullanım tarihine kadar açılmadan güvenle muhafaza edilebilir. Ancak, tüketmek üzere açıldıktan sonra kısa sürede tüketilmelidir. Bu süre, buzdolabında saklanmak şartıyla, 2-3 günü geçmemelidir.

Soru-6 : Ürünü açtıktan sonra neden 2 gün içinde tüketmem gerekiyor?

Cevap-6 :

Ürünün bozulmasını sağlayan etken küf ve mayalardan oluşan ‘mikroorganizmalar’dır. Bu mikroorganizmalar bertaraf edilmediği takdirde, meyve suyu ve diğer içecekler doğal olarak birkaç saatte; buzdolabında saklanırsa 2-3 gün içinde bozulurlar. Evde sıkarak elde ettiğimiz meyve sularında bunu gözlemlemek gayet kolaydır. Ambalajlı ürünlerde, mikroorganizmaların etkisiz hale getirilmesi, az önce izah ettiğimiz ‘pastörizasyon/sterilizasyon’ işlemiyle gerçekleştirilmektedir. Ambalaja konmak suretiyle de ürünün havayla teması kesilmekte ve böylece mikroorganizmalar mutlak surette etkisiz hale getirilmektedir. Meyve suyu ambalajı açıldığı anda havayla temas başladığı için, tıpkı evde hazırladığımız meyve suları gibi kısa sürede bozulma başlar. Buzdolabında saklamak şartıyla 2 gün içinde tüketmeniz gerekiyor.

Zira ürünlerde HİÇBİR KORUYUCU MADDE YOKTUR.

Soru-7 : Meyvelerin tadı zaman zaman değişiyor. Buna sebep olan nedir?

Cevap-7 :

Aynı meyvelerin sularından farklı tatlar alınması, meyvenin yetiştirdiği iklim ve toprağın farklı olmasından kaynaklanır.

Soru-8 : Meyve sularında katkı maddesi kullanılıyor mu? Ürünlerde katkı maddesi bulunmuyor ise nasıl bozulmadan bekleyebiliyorlar?

Cevap-8 :

Meyve sularına hangi katkı, tatlandırıcı ve renklendirici maddelerinin katılabileceği, Dünya ve Türk Gıda Kodeksi’ne göre belirlenmiştir. Ancak Türkiye'de, 1980'li yıllardan bu yana meyve suyu ve türevlerine, GIDA KODEKSİ'ne göre koruyucu madde katılmasına izin verilmemektedir. Zaten uygulanan ve yukarıda açıklanan koruma teknolojisi de, koruyucu kullanılmasını gerektirmez. Koruyucu herhangi bir maddenin varlığı, laboratuarda fermantasyon testi ile saptanır. Uzun bir raf ömrü için öncelikle meyve sularında bozulmaya yol açan mikroorganizmaların öldürülmesi ve daha sonra da mikroorganizma bulaşmayacak şekilde ambalajlanması gerekir. Mikroorganizmaların ölmesi için meyve suyu, 95 – 99 °C' da, 30 – 60 saniye boyunca tutulur, hemen ardından 20 santigratta soğutulur ve aseptik “yani her tür zararlı mikroorganizmadan arındırılmış” bir bölmede steril ambalaja doldurularak, aynı anda kapanır. Eğer ambalaj cam şişe veya metal kutu ise sıcak dolum uygulanır. Pastörize edilen meyve suları, doğrudan ambalaja doldurulur ve kapatıldıktan sonra bir duşlu tünelde su ile soğutulur. Meyve sularının muhafazası için koruyucu kimyasal madde kullanılması tamamen yasaktır. Ambalaj açılmadıkça koruma etkisi sürer. Eğer ürün koruyucu içerseydi, ambalajı açıldıktan sonra da meyve suyu bozulmazdı.

Soru-9 : Evde sıkılmış meyve suyu ile hazırlanan meyve suyu arasında besin değeri farkı var mıdır?

Cevap-9 :

Evde sıkılan meyve suyu ile hazır meyve suları arasında besin değeri açısından çok az bir fark bulunur. Meyve suyu elde edilirken uygulanan durultma sırasında, suyun buharlaştırılması veya mikropların öldürülmesi için uygulanan ısıl işlem sırasında ve meyve suyu veya pürenin sıcaklığa maruz kalma süresine bağlı olarak vitamin değerlerinde çok az bir kayıp görülebilmektedir. Diğer besin öğelerinde bulunan flanovidlerde ve minerallerde ise herhangi bir kayıp söz konusu olmaz.

Soru-10 : Her meyvenin suyu yapılabilir mi, içilebilir mi?

Cevap-10 :

Portakal, elma, nar, armut vb meyveler doğrudan ya da tek başına %100 meyve suyu işlemeye uygun meyvelerdir. Ancak bazı meyve türleri, doğal yapılarından dolayı, tek başına %100 meyve suyu olarak üretilmeye ve tüketilmeye uygun değildir. Bu tür meyvelerin suyu; ya kayısı ve şeftalide olduğu gibi kıvamı koyu olduğundan ya da vişne, limonda olduğu gibi tadı çok ekşi olduğundan % 100 tüketilemez. Bunların belirli miktar su ile seyreltilmesi ve su ile bozulan tat dengesinin şeker vb. maddelerle yeniden kurulması zorunludur. Veya şeker yerine geçebilecek meyve suları ile karıştırılarak %100 karışık meyve suyu elde edilir ve etikette bu şekli ile adlandırılırlar.

Soru-11 : Hangi Meyve Suyu Sağlığa Daha Yararlıdır?

Cevap-11 :

Her meyve suyunun, içeriğinde bulunan meyvelere göre sağladıkları faydalar da değişiklik gösterir. Ancak bu, birinin daha yararlı olduğu değil, farklı noktalarda yararlı oldukları şeklinde yorumlanmalıdır. Bazı meyve sularının antioksidan kapasitesi diğerlerinden daha yüksek düzeydedir. Bunlar arasında vişne, üzüm ve nar suyu yer almaktadır. Ancak her meyve surunun antioksidan bileşiği ve etkisi farklılık gösterir. İşte bu nedenle, antioksidan içerikli bir meyve suyu diğer aynı içerikli meyve suyunun yerini tutmaz. Bir meyve suyu yalnızca antioksidan değil aynı zamanda vitamin ve mineral deposudur. Söz konusu mineral ve vitaminlerin dağılımları da meyve suları arasında farklılık gösterir. Yalnızca bazı dönemlerde trend halini alan tatlar, diğerlerinden daha faydalı olduğu algısı yaratmaktadır. Burada önemli olan, meyve suyu satın alırken içeriğindeki vitamin ve mineral bileşiklerinin, etiketi okuyarak iyi anlaşılması ve bu yönde seçim yapılması önerilmektedir

Soru-12 : Meyve sularında kanserojen madde kullanıldığını duydum. Doğru mu?

Cevap-12 :

Meyve suyunda kullanılan hiçbir madde kanserojen değildir. Tüm meyve sularına düzenleyici olarak eklenen ve E330 adı verilen sitrik hakkındaki yanlış kanı, bu algıyı yaratmaktadır. Sitrik asit, özellikle portakal ve limon gibi çoğu narenciye meyvesinde doğal olarak bulunan ve diğer adı ile "limon asidi" olarak tabir edilen bir asittir. Sitrik asit yanlızca Türkiye'de değil ABD ve AB ülkelerinde de asit düzenleyici olarak kullanımına izin verilmektedir.

Soru-13 : Sitrik asitin diğer bir adı krebs’miş. Bu da kanser anlamına geliyormuş. Bu ne anlama geliyor?

Cevap-13 :

‘Sitrik asit’ için kanserojen algısının ortaya çıkması tamamen yanlış olan bir isim benzerliğine dayanır. Vücutta bulunan bir metabolik dönüşüme, ‘sitrik asit döngüsü’ denilmesinin yanı sıra, bu döngüyü keşfeden Alman bilim adamı Ahns Krebs’den dolayı, ‘krebs döngüsü’ adı verilmektedir. Tam anlamıyla bir isim benzerliği olarak ‘krebs’ Almanca’da ‘kanser’ anlamına gelir. İşte bu nedenledir ki, rastlantısal şekilde isim benzerliği nedeniyle, ‘sitrik asit’ ile ‘kanser’ ilintilendirilmiş ve algılara yerleşmiş. ‘Sitrik asit’ sadece, çoğu meyvede doğal olarak bulunan bir asit çeşididir.
(http://nobelprize.org/nobel_prizes/medicine/laureates/1953/krebs-bio.html)

Soru-14 : Sitrik asit neden E330 olarak adlandırılıyor? E kodu ne anlama geliyor?

Cevap-14 :

Gıda maddelerinin zararsızlık durumu, bilimsel araştırmalar sonunda belirlenir. Zararsızlık dozu belirlenen ve güvenli kullanım koşulları bilinenlere bir kod verilir. Bu kod, Avrupa Birliği’nin simgesi olarak, Avrupa sözcüğünün İngilizce söylenişi olan ‘Europe’ kelimesinin baş harfinden gelen E kodudur. Bu ve benzeri kodlar, endeksleme sistemi oluşturulmak için verilir. Böylelikle, tüketicinin de ambalaj üzerinde bilgilendirilmesi amaçlanır. Bu kodlar Avrupa Birliği tarafından her katkı maddesi için belirlenir. E330 ise bu grupta, sitrik aside verilen koddur.

Soru-15 : Sitrik asit ve benzeri gıda katkı maddeleri kimler tarafından ve nasıl test ediliyor?

Cevap-15 :

Gıda katkı maddelerinin her birinin kullanımına, uzun bilimsel araştırmalar sonucunda, uluslararası kuruluşların düzenlemelerine göre izin verilir. Birleşmiş Milletler WHO (Dünya Sağlık Organizasyonu) ve FAO’nun (Dünya Gıda Tarım Organizasyonu) ortak organizasyonu olan ‘Codex Alimentarius’ Komisyonu, dünya ticareti için ortak ve paralel bir ‘gıda katkı maddeleri genel standardı’ oluşturur. Söz konusu standarda, WHO ve FAO tarafından oluşturulan uzmanlar komitesi JECFA (Joint FAO/WHO expert committee on food additives), dünyada gıda katkı maddelerinin toksikolojik çalışmaların düzenlenmesini, yürütülmesini ve sonuçlarının değerlendirilmesini yapan tek kuruluş olarak görev yapmaktadır. Bu nedenle, katkı maddelerinin ticaretine, sadece bu kuruluş tarafından izin verilebilir. Aynı komite tarafından, katkı maddesinin ömür boyu hiçbir sağlık riski oluşturmadan tüketilmesi gereken doz belirlenerek, ambalajın üzerine yazılması şart koşulur.

Türkiye’de ise gıda katkı maddelerinin kullanımı, 5179 sayılı gıdaların üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair kanun hükmündeki kararnamenin değiştirilerek kabulü hakkında kanun ve 16 Kasım 1997 tarih ve 23172 sayılı Resmi Gazetede Türk Gıda Kodeksi Yönetmenliği’ne uygun olarak yapılmaktadır. Mevcut gıda katkı maddeleri mevzuatımız birebir AB mevzuatına uygundur. Mevzuat, AB'deki değişikliklere göre anında güncellenir. Ayrıca, JECFA'nın çalışmaları sürekli takip edilir. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) de, tüm dünya ülkeleri tarafından benimsenen ve imzalanan anlaşma gereği, her ülkenin kendi ulusal mevzuatını hazırlarken Codex Alimentarius dokümanlarını referans almasını mecbur kılar. MEYED üyesi olan ve kayıtlı endüstriyel üretim gerçekleştiren tüm firmalar üretimlerinde gıda katkı maddelerini, bilimsel gelişmeleri göz önünde bulunduran JECFA, WHO, FDA ve EFSA’nın (Avrupa Gıda Standartları Birliği) tavsiyelerine göre kullanır. En önemlisi, Türk meyve suyu üreticileri, izin verilen dozajların çok çok altında uygulama yapmaktadır.

Soru-16 : Meyve suyu üretiminde çürük meyve kullanıyor musunuz? Eğer kullanılmıyorsa, nasıl bir denetim uygulanıyor?

Cevap-16 :

Meyve üreticisi tarafından, meyve suyu yapımında işlenmek üzere fabrikaya getirilen meyveler arasında henüz tam olarak olgunlaşmamış (ham) ve/veya çürük meyveler bulunması doğaldır. Bu durum dikkate alınarak, fabrikaya gelen meyvelerin geçirildiği ilk işlem, ayıklama işlemidir. Bu aşamada, çürük ve olmamış meyveler ayıklanır ve ardından iki kademeli yıkamaya tabi tutulur. Bu işlem gereği gibi yapılmadığı takdirde, bu durumu çok kolaylıkla tespit etmek mümkündür. Çürük ve küflü meyve kullanarak üretilmiş meyve suyu, gıda kontrol laboratuarında patulin analizi adı verilen denetleme çalışması ile kolayca saptanabilmektedir. Üretimde bir kural vardır. İşçilere denir ki; kendi yiyemeyeceğin meyveyi asla banttan geçirme!

Soru-17 : Nektar ile %100 meyve suyu arasındaki fark nedir?

Cevap-17 :

Meyve suyu ve benzeri içecekler, içerdikleri meyve oranına göre, meyve suyu, meyve nektarı, meyveli içecek ve aromalı içecek olmak üzere, dört ana kategoriye ayrılır. Meyve suyu tümüyle meyveden oluşan bir içecek olarak, Türk Gıda Kodeksi’ne göre meyve oranı %100'dür. Ancak her meyve, %100 meyve suyu işlemeye uygun değildir. Örneğin; portakal, elma, nar, armut, üzüm gibi meyveler doğrudan ya da tek başına %100 meyve suyu haline getirilebilir. Vişne ve limon gibi ekşi tatlara sahip olan meyveler ya da kayısı ve şeftali gibi kıvamı koyu olan meyveler ise doğal yapılarından dolayı, tek başına %100 meyve suyu olarak üretilmeye ve tüketilmeye uygun değildir. Bu tür meyveler, işlenirken belirli bir miktar su ile seyreltilip ve tat dengesinin korunması için şeker ilave edilir. Buna da meyve nektarı denir. Nektarlara eklenmesine izin verilen şeker miktarı ve minimum meyve oranı yasal olarak Türk Gıda Kodeksi tarafından belirlenmektedir. Meyve nektarı meyve oranları, meyvesine göre farklılık gösterdiği için %25-99 oranları arasında olarak ifade edilir. Ambalajın üzerinde bulunan etikette de bu şekilde belirtilir. Örneğin; limon nektarı %25, vişne nektarı %35, kayısı nektarı %40, şeftali nektarı %50 meyve oranına sahiptir. Bunların belirli oranda karışımı ile veya şekerin yerine kullanılabilecek meyve ile tatlandırmasıyla %100 çoklu meyve suyu da elde edilmesi mümkündür.

Soru-18 : Piyasada bulunan meyve sularının tümü Sağlık Bakanlığı’ndan onaylı mıdır?

Cevap-18 :

Tüm gıda maddeleri onayları, 28 Haziran 1995 tarih ve 22327 sayılı resmi gazetede yayınlanan 560 sayılı GIDALARIN ÜRETİMİ, TÜKETİMİ ve DENETLENMESİNE DAİR KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME ile Sağlık Bakanlığı yerine Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından verilir. Meyve suyu ve benzeri içecekler de bu kategoriye dahildir. MEYED üyesi olan tüm meyve suyu üreticisi firmaların, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığından üretim izinleri bulunmaktadır. Meyve Suyu Endüstrisi Derneği’nin üyesi olma koşullarından biri de bu izne sahip olmaktır.

Soru-19 : Ürün ambalajları üzerindeki tarih bilgileri neyi ifade eder? Yasal dayanağı var mıdır?

Cevap-19 :

Evet vardır… Türk Gıda Kodeksi Etiketleme Tebliği’ne göre, meyve suyu ve benzeri içeceklerin de dahil olduğu tüm gıda ürünleri etiketlerinin üzerinde ‘son kullanma tarihi ‘nin belirtilmesi şartı koşulur. Üretim tarihinin yazılması ise zorunlu tutulmaz. Bu, tamamen üretici firmanın tercihine bağlıdır.

Soru-20 : Etiketteki hangi bilgiler daha önemlidir?

Cevap-20 :

Meyve suyu ambalajları üzerinde bulunan etikette, üretici firma, içerik bilgileri, parti numarası, net miktarı ve son kullanma tarihi gibi birçok bilgiye yer verilir. Tüm bu bilgilerin dikkat ile okunması gerekir. Ancak özellikle gıdanın yasal olması, güvenliği ve gerçekliği konusunda bilgi veren üretim izni, raf ömrü ve meyve oranı hakkında verilen bilgiler okunmalıdır. Bu bilgilerin yer almadığı ambalajlı meyve suları asla tercih edilmemelidir.

Soru-21 : 1 yaşına kadar olan bebeğime meyve suyu içirebilir miyim?

Cevap-21 :

Meyve suyu, önemli bir vitamin ve mineral takviyesi olmakla birlikte, bitkisel kaynaklı gıdalarda bulunan demirin, vücut tarafından emilimine yardımcı olur. Ancak henüz bir yaşına gelmemiş bir bebek hâlâ anne sütü ile besleniyor demektir. Bu durumda meyve suyunun fazla miktarda tüketilmesi, anne sütünün yerini almasına ve besin değeri yüksek diğer gıdalara karşı iştahsızlığa neden olabilir. Bu nedenle, günde 250 ml’den fazla meyve suyu verilmesi kesinlikle önerilmemektedir. Verilen meyve suyunun ise ara öğünlerden sonra verilmesi, öğünlerde ise 50-100 ml’lik miktarlarda kullanılmalıdır. Doğru dozaj için, bebeğin doktorunun tavsiyesine başvurmak daha doğru olacaktır.

Soru-22 : Ürün ambalajlarının çevreye zarar vermeyecek şekilde tekrar değerlendirilmesi ve geri kazanımı nasıl sağlanıyor?

Cevap-22 :

Meyve suyu ambalajlamasında kullanılan kutu, cam şişe ve metal kutuların tümü, geri kazanılabilir malzemeden üretilir. Bu yasal olarak bir zorunluluk olduğu için, tüm üretici firmalar tarafından uygulanır. Çevre ve Orman Bakanlığı’nca 14.03.1991 tarihinde yayınlanan Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği ve 26.06.2007 tarihinde Ambalaj Atıkları Yönetmeliği adını alan yönetmelik gereğince, geri toplama ve geri kazanım mecburidir. Tüm bu ambalaj atıkları lisanslı geri dönüşüm kuruluşlarınca toplanır. Burada tüketiciye düşen önemli görev, ambalajları (şişe, metal, karton, alüminyum poşet vs) ayrıştırarak biriktirip, geri dönüşüm kuruluşlarının sağladığı toplama alanlarına atmaktır.

Soru-23 : Şeker hastaları meyve suyu tüketebiliyor mu? Tüketebiliyor ise tavsiye miktarlarınız var mı?

Cevap-23 :

Gıda Kodeks’inin uygun gördüğü şekilde meyve suyu üretimlerinde şeker kullanılabilmektedir. Şeker asitliğini düzenlemek amacıyla ise bir litre için en fazla 15 gram, tatlandırıcı olarak ise en fazla 150 gram kullanılabilir. Meyve nektarına, şeker, fruktoz şurubu, meyve türevli şekerler ve bal ilave edilebilir. Ancak bu ilave, meyve suyu kodeksine göre, son ürünün toplam ağırlığının yüzde 20’sinden fazla olamaz. Konsantreden üretilen meyve suyuna ise şeker ve fruktoz şurubu da eklenebilir. Yukarıda da belirtildiği gibi, sadece meyve suyu ve nektarlarında şeker yerine, tamamen veya kısmen uygun tatlandırıcılar kullanılarak diyabetik ürünler de üretilebilmektedir. Şeker hastaları, durumlarına uygun meyve sularını ve nektarlarını tabii ki tüketebilirler. Ancak yine de, meyve suyu tercihi ve dozajı konusunda mutlaka doktora danışılması gerekmektedir.

Soru-24 : Meyve suyu kapağı açıldıktan sonra oda sıcaklığında beklediğinde, bir zaman sonra küfleniyorsa bu, meyve suyunun koruyucu madde içermediğini mi gösteriyor?

Cevap-24 :

Evet. İçinde koruyucu madde bulunmayan meyve suyu kapağı açıldıktan sonra oda sıcaklığında bir süre bekletildiğinde küflenebilir. Eğer uzun bir müddet sonunda bu küflenme gerçekleşmiyorsa, meyve suyu içerisinde mutlaka koruyucu katkı maddesi bulunduğu anlamına gelir.

Soru-25 : Çölyak hastaları meyve suyu tüketebiliyor mu?

Cevap-25 :

Evet. Meyve suları hiçbir şekilde glüten içermez. Bu nedenle, çölyak hastaları güvenle tüketebilir. Ancak hastanın doktoruna danışmasına fayda vardır.

Soru-26 : Türkiye’de ne kadar meyve suyu tüketiliyor?

Cevap-26 :

Türkiye’de, 1970li yılların başında kişi başına meyve suyu tüketimi 0.4 litre idi. 2000 yılında 4.4 litre, 2005 yılında 7.1 litre, 2006 yılında 8.07 litre ve 2007 yılında ise 10 litrenin üzerinde rakamlara ulaşan tüketim bugün 11 litre civarında seyretmektedir. 2000 yılından 2007’ye kadar, kişi başı tüketimin 2.3 kat arttığına da dikkat çekmemiz gerekir. Bu toplamın 7.12 litresi meyve nektarına ve 0.9 litresi ise % 100 meyve suyuna aittir. Diğer bir deyişle, % 100 meyve suları çok yol kat etmiş olsa da nektar tüketimi alışkanlığının çok daha üst seviyelerde olduğu göz ardı edilemez. Bu veriler, tüketicinin zaman içinde meyve suyu seçimleri ve sağlık faydaları konusunda daha çok bilinçlendiğine işaret eder.

Soru-27 : Türkiye’de en çok hangi meyve suyu tüketiliyor?

Cevap-27 :

Türk meyve suyu tüketicisinin en fazla tükettiği meyve suyu çeşidi ve tadı, şeftali nektarıdır. Şeftali nektarını sırasıyla, vişne ve kayısı nektarı takip etmektedir. % 100 meyve sularında ise en çok karışık ya da çoklu olarak tabir edilen ürünler ile elma, portakal ve nar suları tüketilmektedir.

Soru-28 : Aynı meyvenin suyu, markalara göre neden farklılık gösteriyor?

Cevap-28 :

Satın aldığımız meyvelerin tatları, her defasında farklılık gösterebiliyor. Kimisi daha ekşi, tatlı vb olabiliyor. Aynı şekilde, farklı markaların üretiminde işlediği meyveler de farklılık gösterebilir. Bu gerçek, birinin diğerinden daha iyi olduğunu ifade etmez sadece farklı tatlar sunar.

Soru-29 : Neden meyve suyu içmeliyim ve ne kadar tüketmem daha doğru olur?

Cevap-29 :

Beslenme uzmanları ve çeşitli uzmanlıklara sahip olan tıp doktorları, meyve suyu içmek için çok sayıda neden sıralamaktadır; - Su miktarının yüksek olması
- Potasyum, magnezyum vb. minerallerin deposu olması
- Vitamin yüklü olması (A,C,E, folik asit vb)
- Polifenol, karoten, antosiyanin vb bileşikler sayesinde antioksidan özelliğinin bulunması
- Şeker miktarının düşük olması
- Sıvının enerjiye hızlıca dönüşmesi ve buna karşılık yağ içermemesi Dünya Sağlık Örgütü (WHO), yukarıdaki nedenlerle günde en az beş porsiyon / bardak (5 Plus A Day) meyve ve sebze sularının tüketilmesini öneriyor. Meyve suyu; - Ölçülü kalori sağlar.
- Bağışıklık sistemini güçlendirir.
- Kanser ve kalp hastalıklarından korumaya yardımcı olur.
- Kan basıncını dengede tutar.
- Sinir sistemini güçlendirir.
- Kas sistemini sağlamlaştırmaya yardımcı olur.
- Cildin düzgünlüğünü ve esnekliğini sağlar.
- Akşam yorgunluğu ve gerilimini atmaya yardımcı olur.
- Yaşlanmayı geciktirir.

Soru-30 : Meyve suyu obeziteye yol açabilir mi?

Cevap-30 :

Meyve suyu, tatlı bir sıvı gıda olmasından dolayı, yüksek kalorili olarak algılanmaktadır. Fazla kiloya yol açan nedenlerin başında da kalori gelir. Bu nedenle, meyve sularının kilo aldırdığı konusunda yanlış bir kanı yaygınlaşmıştır. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, aynı kanı meyve suyunun ana maddesi olan meyve için geçerli değildir. Meyve suyu, meyveden dönüşen bir içecek olarak, sağladığı kalori de meyve ile aynı ölçüdedir. Örneğin; 100 gram meyve ya da meyve suyu ya da meyve nektarının sağladığı kalori 45–50 kcal arasındadır. Meyve suları ayrıca, vitamin, mineral ve antioksidan yönünden zengin bir gıda takviyesidir. Bu nedenlerden dolayı, obeziteye sebep olması, aşırı miktarda tüketilmemesi şartıyla, mümkün değildir. Son yıllarda yapılan araştırmalar da obezite ile meyve suyu tüketimi arasında bir ilişki olmadığını ortaya çıkarmıştır. Hatta bazı durumlarda, meyve suyu tüketen gençler ve çocuklar arasında daha az obezite hastalığına rastlandığına dair bilimsel bulgular vardır. (www.archpediatrics.com, Houston Academy of Medicine, on June 2, 2008, Theresa A. Nicklas, DrPH; Carol E. O’Neil, PhD, MPH, LDN, RD; Ronald Kleinman, MD, Association Between 100% Juice Consumption and Nutrient Intake and Weight of Children Aged 2 to 11 Years, July/August 2009, Carol E. O’Neil, PhD, MPH, LDN, RD; Theresa A. Nicklas, DrPH; Ronald Kleinman, MD, Relationship Between 100% Juice Consumption and Nutrient Intake and Weight of Adolescents)

Soru-31 : Meyve suyu, diş çürüklüğüne neden olur mu?

Cevap-31 :

Diş çürüklüğünü kolaylaştıran etkenler flor eksikliği ile ağız ve diş hijyeni eksikliğidir. Eğer bu iki konuya özen gösteriliyor ve düzenli olarak diş fırçalanıyorsa, herhangi bir gıdanın, özellikle dişe yapışma olasılığı olmayan ve ağızda kalma süresi çok kısa olan sıvı gıdanın diş çürüklüğüne neden olması olasılığı çok kısıtlıdır.

Soru-32 : Antioksidan nedir? Meyve suyunda bulunur mu?

Cevap-32 :

Antioksidan, organizmada serbest radikalleri tutan bileşiklerin genel adıdır. Sindirim, gerilim, çevre gibi faktörlere bağlı olarak oluşan serbest radikaller, hücreye ve DNA'ya zarar verir. Ayrıca bağışıklık sistemini zayıflatarak hastalanmayı kolaylaştırır ve yaşlanma sürecini hızlandırır. Antioksidanlar işte bu zararlı etkileri ortadan kaldırma görevi görürler. Bu nedenle sağlıklı yaşam için yeterli miktarda alınmaları önerilir. Meyve, sebze ve bir meyve türevi olan meyve suyu doğal antioksidan bakımından en zengin gıdalardır. Özellikle meyve suyuna kırmızı rengini ve ekşi tadını veren bileşiklerin antioksidan etkisi oldukça yüksektir. Bunlar, vişne, nar, üzüm gibi meyvelerde bulunur.

 -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 SÜT KATEGORİSİ SSS

İÇİNDEKİLER

I.              Aseptik Ambalajlama

II.            Süt Kategorisi

III.           Okul Sütü Projesi

IV.          Laktoz İntoleransı

V.           Geri dönüşüm

 

I. ASEPTİK AMBALAJLAMA

 

1.     Aseptik işlem ve ambalajlama nedir?

Geçmiş zamanlarda hızla bozulabilen ürünlerin soğutularak ya da katkı maddesi ile daha uzun süre saklanabilmesi mümkün oluyordu. Günümüzde ise aseptik işleme ve ambalajlama teknolojisi sıvı gıdaların katkı maddesine gerek kalmadan paketlenmesine, dağıtımına ve depolanmasına olanak tanıyan bir metodolojidir. Bu yöntem süt, soya içecekleri, meyve suları ve nektarlar gibi hassas gıdalar için bile kullanılabilmektedir.  

 

Aseptik işlemde sıvı gıda ve içecekler, ambalajlanmadan ve dolum yapılmadan önce  büyük bir hızla ultra yüksek sıcaklığa tabi tutularak ve ardından aynı hızla soğutularak  sterilize edilmektedir. Bu işlemle, geleneksel sterilizasyondan kaynaklanan besin değeri kaybı da en düşük seviyeye indirilmektedir.

 

2.     Aseptik ambalajın avantajları nelerdir?                                                                                  Tetra Pak aseptik ambalajının en önemli özelliği ürünleri uzun süre paketlendiği günkü tazeliğinde korumasıdır. Aseptik karton ambalajların altı katmanlı yapısı sayesinde, süt gibi hassas bir gıda maddesi, meyve suları ve bu ambalajlarda sunulan diğer ürünler, hiçbir katkı maddesi olmaksızın aylarca oda sıcaklığında tazeliğini korur.

 

3.     6 katman konsepti nedir?

6 lamine katman yüksek kaliteli karton, polietilen ve aluminyumdan oluşmaktadır. Malzemenin %70’ini oluşturan kağıt, ambalaja sertlik, sağlamlık ve form verir. En iç katmanda yer alan ve toplam malzemenin %24’ünü oluşturan polietilen, ambalaja sıvı geçirmez özellik kazandırır. Dıştaki  koruyucu kaplama ise kutunun kuru kalmasını sağlar.

 

Malzemenin %6’lık bölümünü oluşturan aluminyum ise paketin iç kısmındaki gümüş renkli katmandır. Gıdaya temas etmeyen bu folyo saç telinin 6 kat inceliğindedir. En önemli özelliği, sütün bozulmasına sebep olan ışık ve oksijeni geçirmemesidir. Bu sayede, soğutucu ve koruyucu katkı maddesine gerek kalmaksızın gıdanın bozulmadan korunabilmesini sağlar.

4.     Neden kutunun dibinde bir tortu kalıyor?

Süt paketlenmeden önce “homojenizasyon” adı verilen bir işleme tabi tutulmaktadır. Bu işlemle yağ ve yağ dışındaki katı maddelerin karışması sağlanır. Bu sayede sütün her damlasında aynı besin değeri korunmuş olur.  Bazen süt tavsiye edilen raf ömrünün sonlarına geldiğinde bazı proteinler sütten ayrılarak paketin dibinde bir tortu bırakabiliyor. Süt ekşimediği sürece paketin dibinde tortu bulunsa bile tüketilecek kaliteye sahip demektir.  

 

 

 

 

 

 

 

 

II.         SÜT KATEGORİSİ

 

5.     UHT süt nedir? UHT sütün dört ay süresince tazeliğini koruması nasıl sağlanıyor?

UHT (Ultra High Temperature- Ultra Yuksek Isı), 1961 yılından bu yana sıvı gıda işlemesinde tüm dünyada kullanılan en üstün teknolojidir. UHT işleminde; süt 2-6 saniye süreyle 135˚C-150˚C ısıya tabi tutulduktan sonra, hızla oda sıcaklığına soğutulur. UHT işlemi ile sütteki sağlığa zararlı tüm mikroorganizmalar yok olur. UHT işlemi 2-6 saniye gibi son derece hızlı bir şekilde gerçekleştirildiği için, sütün tadında, görünümünde ve besin değerinde bir kayıp ya da değişim meydana gelmez. Ardından  altı katmandan oluşan ve sütü bozucu hava & ışıktan koruyan, ambalajlara doldurulur. Bu sayede 4 ay boyunca paketlendiği günkü tazeliğini korur. UHT sütler, ambalajı açıldıktan sonra muhakkak buzdolabında muhafaza edilmeli ve 2-3 gün içinde tüketilmelidir.

 

6.     UHT işlemi sonucunda, sütün içerdiği besin maddelerinde değişiklikler oluyor mu?

UHT işlemi sonucunda yağın, laktozun ve tuz minerallerinin besleyici özelliğinde bir değişme olmaz. Protein ve vitaminlerin yapılarında ise ufak değişimler meydana gelir.

UHT işleminde proteinin %20 sini oluşturan serum proteinler suda çözünürlük özelliğini kaybeder. Böylece besin değerlerinde bir kayıp olmamakla birlikte sütün sindirimini daha da kolaylaştırır.

Vitamin açısından ise  folik asit ve C vitamini UHT işlemi ve ambalajdaki oksijen sonucunda değişir. Süt ana bir C vitamini ve folik asit kaynağı değildir. Çünkü sütte bulunan folik asit ve C vitamini miktarı, insan sağlığı açısından gerekli olan miktarın çok altındadır.

 

KATKI VE KORUYUCU MADDE HAKKINDA

7.     Uzun ömürlü sütler herhangi bir koruyucu madde içeriyor mu?

Uzun Ömürlü Süt katkı maddesi içermiyor. UHT süt hiç bir katkı maddesi içermeksizin, UHT ve aseptik ambalajlama teknolojisi ile uzun ömürlü hale geliyor. UHT teknolojisinde süt çok kısa bir süre yüksek ısıda tutularak içindeki zararlı mikroorganizmalardan arındırılıyor. Aseptik ambalaj ise hava ve ışık gibi dış etkenlerin süte ulaşmasını engelliyor böylelikle sütün koruyucu madde olmaksızın dört ay süresince oda sıcaklığında tazeliğini koruması sağlanıyor.

8.     TV’deki doktorlar ambalajlı sütte katkı maddesi olduğunu söylüyorlar?

Uzun Ömürlü Süt katkı maddesi içermiyor. Katkı maddesi olup olmadığını tesbit etmek üniversitelerin Gıda Teknolojisi bölümlerinin yetkinliğindedir ve onlar da UHT sütlerde katkı maddesi olmadığı konusunda hemfikir. Maalesef, uzmanlık alanları dışında konuşan bazı bilim adamları, akıl karışıklığına yol açarak, toplumu yanlış yönlendirebiliyor.

9.     Tetra Pak paketleme malzemesinde Bisfenol-A var mı?                                                       Hayır. Tetra Pak paketleme malzemelerinde Bisfenol-A kullanılmamaktadır. Gıda ile temas eden Tetra Pak kartonlarında Bisfenol-A (BPA) içermeyen, polietilen veya polietilen kopolimerler kullanılır.                                                                                                               

10.  UHT süt kanser yapar mı ve homojenizasyon zararlı mıdır?

UHT teknolojisi, sütün insanlara sağlıklı ve güvenli şekilde ulaştırılmasını sağlayan devrim yaratan bir teknolojidir ve tüm dünyada kullanılmaktadır.  UHT ya da homojenizasyon işlemlerinin, sütün besin değerlerinde azalmaya yol açtığı, insan sağlığı açısından zararlı olabilecek herhangi bir özelliği bulunduğuna dair hiçbir bilimsel ve klinik bulgu bulunmamaktadır.

KAYNATMA – SAKLAMA – TAT

11.    Ambalajlı sütü içmeden önce bakterileri öldürmek için kaynatmamız gerekir mi?

Açık sütten farklı olarak ambalajlı sütü içmeden önce kaynatmaya gerek yoktur. Çünkü ambalajlı UHT süt 2-6 saniye çok yüksek ısıya tabi tutulduktan sonra anında soğutularak içindeki bakteriler, besin değerinde hiçbir kayba uğramaksızın öldürülmektedir. Ayrıca hava ve ışık ile teması kesildiğinden hiçbir mikroorganizma içine girememektedir.

 

12.  UHT süt ısıtılıp içilebilir mi? Isıtılırsa besin değeri düşer mi?

Evet, eğer ısıtmak istiyorsanız 30 – 35 °C’ ye kadar ısıtabilirsiniz ancak kaynatmamalısınız. Eğer ısıtma işlemini kaynatmaya dönüştürmüyorsanız ve buzdolabından çıkarıp kısık ateşte 1 - 2 dakika tutuyorsanız besin öğelerindeki kayıplar oldukça sınırlı olacaktır. Ancak UHT sütün kaynatılmaya gerek kalmaksızın tüketilebileceği unutulmamalıdır.

13.  Sütün saklama şartları ne olmalıdır?

UHT sütler açılmadıkları takdirde 4 ay süresince oda sıcaklığında saklanabilirler. Bu saklamanın buzdolabında olma zorunluluğu kesinlikle yoktur. Önemli olan bu sütlerin ambalajlarının hasar görmemesidir. Açılan UHT sütler sonrasında buzdolabında saklanmalı ve iki-üç gün içerisinde tüketilmelidir.

 

14.  Ambalajlı sütü paket açıldıktan sonra buzdolabında tutmak gerekiyor mu?

Kutusu açıldığı anda ambalajlı süt, kutunun hava ve ışık almama özelliğini kaybetmesi sebebiyle, herhangi bir diğer doğal ürün gibi bakteri, ısı ve nemden etkilenebilecek hale gelir. Bu sebeple açıldıktan sonra mutlaka buzdolabında saklanmalı ve iki-üç gün içerisinde tüketilmelidir.

15.  Paketli sütün tadı ve yoğunluğu açık sütten neden farklı?

Paketlenmiş süt, homojenizasyon işlemine tabi tutulmuştur. Bu da sütün içinde bulunan yağ ve yağ dışındaki katı maddelerinin tamamen karışmasını ve eşit şekilde dağılımını sağlamaktadır. Böylece sütün her damlası aynı besin değerine sahip olmaktadır. Paketli sütün daha yoğun olmasının nedeni budur.

 

16.  Neden farklı markalara sahip ambalajlar içindeki sütlerin tatları ve yoğunlukları değişebiliyor?

Bütün ambalajlı süt markaları belirli bir kalite standardına uygun üretilmektedir. Ancak  UHT teknolojisinde farklı işlemler uygulanabilmektedir. Bunun dışında farklı bölgelerden toplanan sütler ve onların içerisindeki yağ oranları da tatta bir farklılık yaratabilmektedir.

 

SÜT VE BESLENME

17.  Sütün beslenmedeki önemi nedir?

Beslenme, insanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli olan su, enerji ve besin öğelerinin (karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve minerallerin) gereksinen miktarlarda düzenli olarak alınmasıdır. Belirlenen besin öğesi ihtiyaçlarının karşılanmasında, süt ve süt ürünleri en önemli besin gruplarının başında gelmektedir. Süt özellikle protein, yağ, vitamin (C vitamini hariç) ve mineraller ( başta kalsiyum ve fosfor) gibi beslenmede çok önemli olan besin öğelerini bünyesinde bulundurmaktadır.  Bundan dolayı süt ve ürünlerine temel besin maddesi diyebiliriz.

 

18.  Sütün faydaları nelerdir?

Süt bebeklikten yaşlılığa vücudun gelişmesi ve sağlığının korunması için gerekli olan enerji, karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve mineralleri içeren bir besindir. Süt; büyüme ve gelişmeyi, besin öğelerinin vücutta elverişli kullanılmasını, sinir sisteminin fonksiyonlarının yerine getirilmesini sağlar. Ayrıca vücut direncinin gelişmesini sağlayarak bağışıklık sistemini güçlendirir, kan yapımında görevleri olan çok sayıda vitamini de içerir. Süt; kalsiyum, fosfor, iyot, sodyum, magnezyum gibi minerallerden de zengin bir kaynaktır.

 

19.  Yaş gruplarına göre süt tüketimi nasıl olmalıdır?

Süt yaşamın her döneminde mutlaka tüketilmelidir.

Çocukluk ve ergenlik döneminde güçlü kemik ve diş oluşumunu sağlar,  kemik yoğunluğu artırır, sağlıklı büyümeye, özellikle de 1-4 yaş döneminde zihinsel gelişime yardımcı olur.

Gebelik ve emzirme dönemlerinde, bebeğin büyümesi ve gelişmesi için gerekli vitamin ve minerallerin vücuda alınmasına ve bebeğin kemik gelişimine yardımcı olur. Aynı zamanda annenin kemik ve diş sağlığının korunmasını sağlar.

Yetişkinlerde ve yaşlılarda ise, kemik sağlığının korunmasında etkili rol oynar ve vücudun ihtiyaç duyduğu protein, kalsiyum, fosfor, B2 vitamini gibi birçok besin öğesini içerir.

Bu yüzden daha sağlıklı ve kaliteli bir hayat için, çocukların, gençlerin, gebelerin her gün en az 2 bardak süt ve 1 porsiyon sütlü ürün, yetişkin ve yaşlıların da ortalama 2 bardak süt içmeleri önerilmektedir.

 

20.  Süt anemiye (kansızlık) neden olur mu?

Sağlıklı beslenmek için her besin grubunun dengeli tüketilmesi gerekir. Çünkü tek başına hiçbir besin grubu ya da yiyecek tüm besin ihtiyacınızı karşılayamaz. Süt pek çok besin öğesi bakımından çok zengin olmasına rağmen, yeterli oranda demir içermez ama kansızlığa da neden olmaz. Kansızlığı önlemek için, günlük beslenmede demir ve demirin kullanımını etkileyen yiyeceklerin yeterli ve dengeli beslenme kuralları içinde düzenli olarak tüketilmesi gerekir.

21.  Kalsiyum eksikliği süt ile giderilebilir mi?

Süt ve ürünleri kalsiyum açısından oldukça zengindir. Bir bardak sütte (200ml) yaklaşık 200 – 220 mg kalsiyum vardır. Bunun da ötesinde kemik ve diş sağlığı açısından sütte bulunan kalsiyum:fosfor oranı ideal aralıkta olan 1:1 – 1:1,5 sınırındadır. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı patolojik bir bozukluk olmadığı müddetçe günlük kalsiyum ihtiyacının karşılanmasında süt en ideal besindir.

 

22.  Süt yerine tüketilen yoğurt ve peynir gibi süt ürünleri sütün yerini tutar mı?                         Eğer süt tüketilemiyorsa öncelikle yoğurt, ancak yoğurt da tüketilemiyorsa peynir tüketimi kabul edilebilir.

23.  Süte meyve veya pekmez katarak tüketmek sakıncalı mıdır?

Eğer meyve veya pekmez ile süt tüketimi artırılacaksa bu yapılabilir.

 

AÇIK SÜT

24.  Türkiye'de tüketilen sütün ne kadarında ambalaj kullanılıyor? Türkiye’de neden hala açık süt satılıyor? 

Türkiye’de tüketilen sütün halen %40’ı açıkta satılan sütlerdir. Açık süt  çoğunlukla alışkanlık ve de daha iyi yoğurt yapıldığı inancıyla  tüketilmektedir. Bunun yanı sıra son zamanlarda doğal süt veya köy/çiftlik sütü adı altında yüksek fiyatlara satılan açık sütlere de rastlanmaktadır.

 

25.  Açık süt içmek neden yanlış? / Sokak sütü sağlığa zararlı mıdır?

Süt, doğası gereği, daha sağılma aşamasından başlayarak bakteri üremesine ve kalite bozulmasına son derece yatkındır. Sokak sütçülerinin pazarladıkları sütlerin kaliteleri son derece düşüktür. Hacettepe Üniversitesi’nin sokakta satılan açık sütler ile ilgili yaptığı araştırmalarda (2001 & 2010) sokak sütlerinin hem mikrobiyolojik kalitesinin çok kötü olduğu, hem de  açık sütten daha fazla maddi kazanç elde edebilmek için  çeşitli hilelere başvurulduğu gözlemlenmiştir. Tüketicilerin, soğuk koşullarda fabrikalara ulaştırılan, laboratuvarlarda kaliteleri kontrol edilen, separatörlerde temizlenen, kontrollü koşullarda belirli sıcaklık derecelerinde belirli bir süre ısısal işleme tabi tutulan ve steril ambalajlarda aseptik koşullarda ambalajlanan sütleri tercih etmeleri, hem sağlıkları hem de verdikleri paranın karşılığını almaları açısından önemlidir.

 

Bir başka faktör de açıkta satılan ürünlerin içinde ne olduğunu tam olarak bilemeyiz. Aynı zamanda işlemden geçmemiş açık sütlerin tüketilmeden önce mutlaka kaynatılması gerekmektedir ki bu da sütün besin değerinde azalmalara yol açabilir.

 

 

 

III. LAKTOZ INTOLERANSI

 

26.  Laktoz intoleransı nedir ve ülkemizde ne kadar yaygındır?

Laktoz intoleransı, süt şekeri olan laktozun sindirilmesindeki yetersizliktir. İnce bağırsak hücrelerinin doğal olarak ürettiği laktozun parçalanması için gerekli laktaz enziminin eksikliği sonucu oluşur. Laktoz intoleransı vakalarının en büyük sebebinin düzenli süt tüketilmemesi olduğu bilimsel olarak açıklanmaktadır.

Türkiye genelinde laktoz intoleransı oranını gösteren geniş çaplı bir araştırma bulunmamaktadır.

 

27.  Çocuklarda laktoz intolaransı olup olmadığı nasıl anlaşılır?

Laktoz intoleransının tanısı solunum-hidrojen testi (tanıda altın standart) veya dışkı asiditesi ölçümleri gibi metodlarla ile ortaya konulmaktadır. Ayrıca süt ve süt ürünleri tüketimi sonrası ebeveynlerin takibi ile çocuklarda laktoz intoleransı belirtileri saptanabilmektedir. Bu belirtiler bulantı, kusma, karın ağrısı, gaz, karında şişkinlik, döküntü, dil ve damakta şişme, boğazda kaşıntı, yanma şeklinde ortaya çıkmaktadır.